İhtiyaç mı? Tüketim mi ?

Günümüzde “İhtiyaç” ve “tüketim” kavramları birbirine çok yakın hatta ayrılmaz bir kavram çifti olarak karşımıza çıkmakta. Zaman zaman herhangi bir şeyi ihtiyacımız olduğu için mi yoksa tüketim çılgınlığına kapıldığımız için mi aldığımız konusunda biz büyükler bile kafa karışıklığı yaşayabiliyoruz. Bu konudaki bazı uygulamalarımızla, çocukların da tüketimi bir ihtiyaçmış gibi algılamasına sebep olabiliyoruz.

Birçok anne baba, çocuklarını boynu bükük bırakmamak adına “tüketim” tuzağına düşebilir. Oysa yapılması gereken, anne babanın “ihtiyaç” ve “tüketim” kavramlarının farkını gösterip bu konuda çocuğa farkındalık kazandırması ve tüketimi gerektiği gibi sınırlandırmasıdır. Bazen de aileler bu sınırlandırmaları “ödül verme” ya da “mahrum bırakma” yöntemleri ile şekillendirmeye çalışırken tam da kaçtıkları tüketim hastalığının pençesine düşüyorlar. Bunda teknolojinin baş döndürücü ilerlemelerinin ve reklamların payı büyük.

Son zamanlarda çocukların ellerinde çokça görmeye alıştığımız ve temel bir ihtiyaçmış gibi algılatılan “tabletler” akla gelen tüketim tetikçilerinin başında geliyor. Alışveriş merkezlerindeki elektronik mağazaları, çocukların ilgisini oyuncak mağazalarından daha çok çekmekte. Çünkü teknolojik araç reklamları, “İhtiyaç ihtiyacı doğurur.” düşüncesinden yola çıkarak aslında ihtiyacımız olmayan herhangi bir aracı, o olmazsa hayatımızı sürdüremeyecekmişiz gibi algılamamıza sebep oluyor. Bu durum sadece çocuklarımız için değil genel olarak ailece ve toplumca yaşadığımız bir sorun.

Anne babalar olarak öncelikle kendi tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmeli ve bu konuda farkındalığımızı arttırmalıyız. Unutmamalıyız ki çocuklarımız bizlerin aynalarıdır.

Her çocuğun yaşına uygun bir harçlığı olmalı, bu harçlık hem ihtiyaçlarını gidermek hem de ufak da olsa birikim yapmasına fırsat sağlamalıdır.

Biz yetişkinlerin aylık ya da haftalık gelir gider tablomuz olduğu gibi, çocukların da bir bütçe ve ihtiyaç listesi oluşturarak böyle bir gelir gider tablosu yapmalarını ve bunun üzerine düşünmelerini sağlamamız gerekir.

Her çocuğun yaşına uygun bir harçlığı olmalı, bu harçlık hem ihtiyaçlarını gidermek hem de ufak da olsa birikim yapmasına fırsat sağlamalıdır. Çocuk, harçlığı doğru yönetemezse bu noktada taviz verilmeden nasıl bir bütçe yönetimi sağlayabileceği konusunda çocuğa rehberlik yapılmalıdır.

Yetişkinlerin kazançlarında ya da maaşlarında belirli dönemlerdeki artışlar gibi çocuğun da gösterdiği gelişim ve içinde bulunduğu şartlar göz önüne alınarak harçlığında iyileştirmeler yapılabilir.

İnsanın “tatmin duygusunun” ucu bucağı olmadığını bildiğimiz gibi, sınırsız bir tüketimle gerçek anlamda mutlu olmanın ve hayatı anlamlandırmanın mümkün olmadığını unutmamak gerekir.

Herkesin hayatında çalışması ve kazanması için onu motive edecek zorluklar vardır. Hayatla ilgili hiçbir kaygı ve çabamızın olmaması durumunda başarının ve mutluluğun da değeri kalmayacaktır. Örneğin, çalışmayarak da kazancımızı elde edebileceğimizi bilsek işe gider miydik ya da bunun için çabalar mıydık? Çocukların da anlık ya da geleceğe dair taleplerine çabucak ve kolayca ulaşmaları, onları bu sistemin içinde birer tüketim canavarı haline getirebilir bunun sonucunda çalışmak ve çaba göstermekle ilgili gereksinim duymayan bireyler ortaya çıkabilir.  Bu nedenle, hayata dair “tatmin” duygusunu kaybetmemeleri için çocuklarımıza “sınırlı tüketim” ile “sınırsız mutluluk ve doyum” yaşayabilmeleri için fırsatlar vermeliyiz.